|
Hülya Tozlu tarafından yazıldı
|
|
Pazar, 08 Mart 2009 00:58 |
_Çocuklar, sigara içerken sakın içinize çekmeyin. Soba borularını zamanla söküp
silkeliyoruz tıkandığı için. İşte sizin ciğerleriniz de -sigara içtikçe- buborular gibi tıkanıyor. Ama soluk borunuzu çıkarıp silkme olanağınızyok...Derken ortadaki odun sobasını örnek gösteriyordu her zamanki anaçtavrıyla. Aslında o yıllarda (1967) sigara heveslisi genç öğrenci sayısı çokazdı. Okullarda kimi zaman okul idarelerince yapılan tuvalet baskınları; rutindisiplin uygulamalarıydı…böylesi annece yaklaşan öğretmen modeli alışılmış birörnek değildi. Aynı konuşmanın ardından sobanın hemen arkasında oturan sırayayönelip uyarmıştı._Çabuk geri çekin sıranızı. Sakın bu kadar çok sokulmayın,hasta olursunuz. Öyle çok sıcak sağlıklı değil. Sonra teneffüse çıktığınızdaüşütürsünüz.60 kişilik dersliğimiz üst kat binanın en ucunda karşılıklı pencereleriyle akımaaçık kocaman bir sınıftı. Kalabalık okulumuzun uzun koridorlunun sonunda daolunca palto askılığımız da dersliğin içinde yer alıyordu. Aslında kırağı tutmuşsokaklardan gelmiş sıralarımızda titreşirken eleştirel şaşkınlığını sergiliyordubir başka günde de…_Çocuklar, neden önlüklerinizin üzerine hırka, ceketlerinizin içine kazakgiymiyorsunuz?_Yasak hocam._Hocam içimize bile giyemiyoruz yakası boynumuza taşıp görünmesin diye._Kazak yasak hocam, kravatlar görünmek zorunda.Çok şaşırmış gibiydi ona absürt gelen bu yasaklara. Hemen itiraz etti mantıkdüzleminden._İyi de çocuklar üşütüp hasta olmanız daha mı doğru. O zaman okula dagelemezsiniz. Derslerinizden geri kalırsınız. Olmaz öyle saçma şey. Haydi kalkıppaltolarınızı giyin. Böyle üşüyerek ders mi olur?Birden fırlamıştık sıralarımızdan ısınmaya hasret. Paltolarımızı giyip yenidenyerleşmiştik yerlerimize. Tekrar anaç öğretmenimizin yüzüne baktığımızda kararlıifadesiyle;_Şimdi eldivenlerinizi de çıkarıp takın. Da deyince bizle eğlendiğini sanıpsorgulamıştık bakışlarını. Evet, çok içtendi ve eldivenlerimizi de giydirmişti.Onun bu yaklaşımlarını kendi aramızda konuştuğumuzda evlerine gelen çocuklarınınarkadaşı öğrencilerine de aynı davrandığı anlatılırdı. Eve gidenlere ille de birbardak süt de içirirmiş…Dört çocuk annesiydi Biyoloji-Kimya öğretmenimiz Zeliha Hanım. İki büyük kızıüniversite öğrencisiydi İstanbul’da. O dönemin mini eteklerini kendilerine çokyakıştıran yeterince zarif ve güzel kızlardı. Üçüncü çocuğu Ahmet bizden birsınıf yukarı da, son beşiği kızı da aynı kapsama alanındaki orta okul binasındason sınıf öğrencisiydi.Zeliha Hanımın “düşman olduğu öğrenci” en çalışkanlardı. Asla boş bırakmaz, herderste bir bilmeyenin yerine o öğrenciyi sorgulayarak yoklardı. On’luk öğrenci–notuna güvenip- ders çalışmayı bırakmamalıydı. Yani çalışmak not ya da karneiçin olmamalıydı. Salt bu yüzden yıl sonu kurtarma yazılılarına hepimizi dahilederdi. Zayıf öğrenci 4.5’dan 5 alır geçerken 10’luk öğrenci 5 ya da altında notalırsa o dersten bırakırdı.Yazılı kâğıtlarımızı elimize dağıtırdı okuduktan sonra. Hatalarımızlayüzleşmemizi isterdi. Yazılıda 5 soru sormuşsa; 2’şerden 10 hesabıylabaktığımızda tek yanlış yanıta karşılık 8 yerine 4 almışsak rahatlıkla itirazedebilirdik. Bu onun gözden kaçırma hatasıysa o bizden özür dileyerek yanlışverdiği notu severek düzeltirdi. Yok eğer kendi değerlendirmelerine tersse,açılım getirerek gerekçesini şöyle söylerdi…:”Bak çocuğum, bu sorunun yanıtınıorta ikiden biliyor olman gerekirdi. Sen lise bir öğrencisi olarak hâlâ buyanlışı yapıyorsan hiç kusura bakma, sana geçer not veremem.”O bizim önce annemiz, en yakın dostumuz sonra öğretenimizdi. Sözlüyekaldırdığında sorularının doğru yanıtını alırsa mavi keten önlüğünün kocamanceplerinden çıkardığı ellerini iki yanına salar, derinden huzurlu bir “Oh!...”çekerek “İşte şimdi bütün yorgunluğum gitti.” Derdi.Karne günü yakınlaştığında bana sevgi dolu takılmış…”Hülya’nın bir derstenkaldığını öğrendim.” Diye gülümseyerek aslında mutluluğunu yansıtmıştı.Bugün Dünya Kadınlar Günü. 1857’de ABD’li 40 bin kadın işçinin grev sonucu 129CANı yangında yitirmeleri adına 53 yıl sonra Danimarkalı sosyalist kadınlarınonlara ithaf ettiği saygı günü. Ne var ki araştırmadan işimize gelen cephesiylealgılayıp sözde değerlendirmeye aldığımız bugünde ben -buradaki misyonum gereği-bir değer(li) kadın örneğini sunmak istedim Trakya cephesinden…neredeyse yarımasır öncesi…Lüleburgaz Lisesinden. Bu yüzden ve kadın-erkek eşitliğini zatentartışmak gereği de duymadığımdan 8 Mart kompleksim olmadı. Feminist de değilimözde feminist olsam da…Aslolan -araştırıp anlayarak- özgür iradeyle karar verebilen bireyler olabilmek.Duruşumuza sahip çıktığımızda birer değeriz. Kimi gereksiz tartışmalarlazaman yitirip yıpratılmaya izin vermemeliyiz. Cinsiyet ayrımının yeri İNSAN(!)olmanın dışındaki yaşamsallıklar yalnızca…Değerli okurlarım; bizi var eden değerlerin günü kutlu olsun. Yasal uyarı: Kirklarelim.net'e ait olan haber ve yazılar kaynak gösterilmeden kullanılamaz...
|
|
Son Güncelleme: Perşembe, 12 Ağustos 2010 11:33 |
YAZILARINIZI BÜYÜK BİR KEYİFLE OKUYUP,ADETA BİZ ZAMAN TÜNELİNDE YOLCULUK YAPIYORUM,YÜREĞİNİZDEKİ,KALBİNİZDEKİ MOTİF VE MOZAİKLERİ DİREK BİZLERE TÜM GERÇEK ÇIPLAKLIĞIYLA AKTARIYORSUNUZ,İNANIRMISINIZ...?? BEN SİZİN ANLATTIĞINIZ ÖĞRETMEN MODELLERİNİ HEP ÖZLÜYORUM,TABİ BU ARADA ÜLKEMDEKİ TÜM ÖĞRETMENLERİNDE SAYGIYLA ELLERİNDEN ÖPEBİLECEK CESARETİ GÖSTEREBİLİRİM,HER BİRİ BİZİM BİRER HAZİNEMİZDİR.HATTA VE HATTA KUTSALLARDIR....ONLAR BİRER ANNE,BİRER BABA,BİRER AĞABEY,BİRER ABLA,ONLAR HEP HAYATIMIZDADIR,ONLAR AİLEMİZDİR,
BEN DÜNYADAKİ, CEFAKAR,FEDAKAR,BİRAZ EZGİN,BİRAZ MAHÇUP,AMA HER BİRİNİN KUTSAL BİR VARLIK OLDUKLARINI DÜŞÜNÜR O ŞEKİLDE KABUL ETTİĞİM KADINLARIMIZI,YILDA SADECE BİRKAÇ İLE HATIRLANMALARINI ÇOK ACI BULUYORUM.ONLARSIZ BİR YAŞAM MI....??? ASLAAA...KESİNLİKLE OLANAKSIZ.
SİZEDE ÇOK UZAKLARDAN SAYGI VE SEVGİLERİMİ SUNUYORUM.
KALEMİNİZ HİÇ BİTMESİN.