GTranslate

English Bulgarian Chinese (Simplified) French German Italian Japanese Romanian Russian Turkish

Facebook Fans

Sanatçı Kimdir? Ve Hüzünlü Bir Aşk Hikayesi ! PDF Yazdır e-Posta
alpay tarafından yazıldı   
Pazar, 03 Mayıs 2009 22:05

Kirklarelim.Net'te yeni bir yazıda sizlerle buluşmanın mutluluğunu yaşıyorum... Teknik bir arızadan ötürü:-) yazılarıma ara vermiştim ! Teknik arıza giderilince yani parada anlaşma sağlanınca:-) yeniden yazmaya karar verdim:-) Her yazıyı yayınlatmak için belli bir meblayı gözden çıkardım:-) anlayacağınız... Gördüğünüz üzere yayınlasınlar diye üstüne para veriyorum bir de:-) Maksat siz yazılarımdan uzak kalmayın diye:-) 
(Para verdiğim yok beya, şaka söylüyorum tahmin ettiğiniz gibi...)

Isınma turumuza:-) burada son verip, yazımızın konusuna geçelim isterseniz...
(Bu yazımızda da herkesin isteklerini karşılamış olacağız:-) gülmek, neşelenmek isteyenler yazıyı sonuna kadar okumalılar!)

Yazımızın konusunu; 'Sanatçı kimdir ve sanatçı hangi vasıfları kendinde barındırmalıdır?' olarak belirlemiş bulunmaktayım:-) hepimize hayırlı olsun:-)

Sevgili okurlar, bizim ülkemizde sanatçı dendiğinde, nedense ilk akla gelenler müzikle uğraşanlar oluyor... Yoksa, ressammış, heykeltraşmış, tiyatrocuymuş, bunlar hep aklımızın geri planında:-) kalıyor...

Ülkemizde sanata ve sanatçıya verilen değer büyük olduğu için:-) T.V. ekranlarında ortalık sanatçıdan geçilmiyor farkındaysanız ! Ama bize gösterilenler çakma sanatçı:-) yani sahtesi oluyor genelde:-) Şöyle ki: Her şarkıcı malesef sanatçı olarak lanse ediliyor ve öyle sunuluyor ekranlarda ! Özellikle de müzik kanallarındaki sunucu kızlarımızın öyle bir hastalığı var ki; her popçuya sanatçı, her şarkıya eser, her klibe şaheser:-) gözüyle bakıp öyle anonslarda bulunuyorlar ki evlere şenlik ! Ben bile kötü sesim ve yorumumla:-) albüm çıkartıp klibimi yayınlatmaya kalksam beni de bunlar, 'sanatçı' olarak anons edecekler şüphesiz !

Müzik sektöründe ticari önceliklerin ön planda tutulduğu ülkemizde, bu anlattıklarımızın yaşanıyor olması bir derece normal karşılanabilir belki ! Ama ekstralara çıkmak, gündemde daha fazla kalabilmek adına çeşitli şarlatanlıklara soyunan kişileri de, özellikle T.V.lerdeki magazin programlarında sanatçı olarak topluma sunma çabası, yadırganması gereken bir durum olsa gerek !

Her yedi-sekiz ayda bir albüm yapıp, kliplerini de bilmem kaç paralara müzik kanallarında döndürüp, sunucuların şaheser:-) sunumlarıyla halka ulaştırabiliyorsan:-) sen, bu ülkede işbilir bir zanaatçısındır:-)  (Sanatçı ve zanaatçı kavramları farklı olgulardır. Sanatçı yarattığı eyleminin sonucunda ortaya çıkan eserden öncelikli olarak belli maddi kaygılar güdemez çünkü yaptığı o noktada sanat olmaktan çıkar zanaat alanına girer. Zanaatçı ise belli bir ücret karşılığında ürün meydana getirir. İşin en başından itibaren zanaatçı maddiyatla başlamıştır işine ve burada sanatçıdan ayrılır.)

Ayrıca bazıları gibi, magazin medyasına arada malzeme yaratıp(suni magazin gündemleri oluşturup) bu kesimi de mutlu edersen:-) elbette mega star, ultra mega star:-) diva, viva, kral, imparator diye anılırsın senelerce...
Bunun yanında, normal yaşamında yaptığın bazı kanunsuz yada toplumun ahlak kurallarıyla örtüşmeyen hareketler de, zamanla oluşturduğun nüfuzun sayesinde; medyada kamufule edilebilir yada gereğince duyurulmaz. Yaratılmış olan sanatçı imajın da, zarar görmez böylelikle:-)

Gerçek sanatçı hangi vasıfları kendinde barındırmalıdır, sanatçı kime denir sorularına cevap bulmak noktasında internette kısa bir araştırmaya giriştiğimizde sevgili okurlar, birçok 'sanatçı' tanımıyla karşılaşabiliyoruz. Ama bu tanımlar içerisinde bir tanesi var ki dikkat çekici ! Bülent Özcan isimli bir yazarın yaptığı bu tanım, gerçek sanatçıyı çok iyi açıklıyor fakat bizim ülkemizdeki sözde sanatçıları da biraz ağır bir üslupla yerden yere vuruyor:-) Bülent Özcan'ın yazısından bu tanımın yeraldığı bölümü sizlerle de paylaşmak istiyorum: "Sanatçı, karşılık beklemeden, sürekli kendisinden verendir. Yüzyıllar öncesinden yüzyıllar sonrasına seslenebilendir. Toplumun üstündedir. Yarınlara seslenir. Diğer bir deyişle; sanatçı, herkesin duyduğunu, herkesin gördüğünü, herkesin hissettiğini, herkesin düşündüğünü; farklı şekilde duyan, farklı şekilde gören, farklı şekilde hisseden, farklı şekilde düşünen, farklı şekilde yorumlayan, farklı şekilde yansıtandır; duyulmayanı duyan, görülmeyeni gören, olmayanı bulandır.
Sanatçı üzerine bunları söyledikten sonra, gelelim bizdeki sanatçıya:
Bizde sanatçı bukalemun gibidir. Saate göre, güne göre renk değiştirir. Bizde sanatçının kişilik sorunu gibi bir sorunu da yoktur. Kişiliksizdir. Siliktir. Yitiktir. Aynalara dargındır. Aynasızdır. Bazen taraf tutar, bazen tarafsızdır!.. Çıkarının gerektirdiği şekilde düşünür. Çıkarcıdır. Nemelazımcıdır. Yağcıdır. Yalancıdır. Palavracıdır. Elinde bir zilli tefi, yaldızlı pabuçları vardır!.. Dolap beygiri gibidir. Bir sağa, bir sola döner boyuna. Üçkâğıtçıdır. Sanat hırsızıdır!.. Bizde sanatçı hinoğluhindir. Yüzsüzdür. Görgüsüzdür.
Bizde sanatçı çoktur... Bizde sanatçı yoktur..."
diyor yazar; kendine ait düşüncelerini dile getirdiği "SANATÇI KİME DENİR, KİMDİR SANATÇI? "başlıklı yazısında...

Türk Dil Kurumu sözlüğüne baktığımızda ise, sanatçı orada şöyle tanımlanıyor: "Güzelsanatların herhangi bir dalında yaratıcılığı olan, eser veren kimse, sanat adamı, sanat eri, sanatkar"...

Sevgili okurlar, günümüzün sanat erleri:-) ise; senenin sadece 3 - 4 ayını Türkiye'de geçirir, yeni çıkarmış olduğu albümünün promosyon faaliyetlerine girişip, burada parsayı:-) toplar ! Kazandığı paranın vergisini de ödemeden senenin geri kalanını ABD'de satın aldıkları milyon dolarlık evlerinde geçirmeye devam ederler. Bu durum böyle sürer gider:-) Türk halkından kazandıkları paraları, gidip ABD yada Avrupa ülkelerinde değerlendirirler ! Türk ekonomisine katkıları da olmaz böylelikle !

O kadar ilginçtir ki, bu tip şarkıcıların aslında sanatsal bir değer taşımayan sözlerden oluşan şarkıları, medyada yaldızlanır parlatılır, bu şarkılar üzerinden şarkıcılar halka öyle bir lanse edilir ki; hayali ultra mega starlar:-) oluşturulur zihinlerde ! Ayrıca bunların klipleri de iyice araştırılırsa görülür ki, bilmem hangi ülkenin şarkıcısının kliplerinden araklanmıştır:-) Ama içeride(ülkede) methiyeler düzülür bu sözde ultra mega starların yaptığı albüm ve kliplere !

“Sanatkar, cemiyette uzun ceht (aşırı çalışma) ve gayretlerden sonra alnında ışığı ilk hisseden insandır.” diyor Büyük Önder Mustafa Kemal ATATÜRK

Günümüzde ise "Sanatçı(sanatkar), cemiyette kısa çalışma ve az gayretle:-) cebinde ilk önce ışığı hisseden insandır:-) " gibi bir gelişim:-) gösteriyor bu tanım ne yazık ki !

Atamızın sanatla ilgili o çok bilinen sözüyle konuyu noktalayalım isterseniz;

“Bir millet sanattan ve sanatkardan mahrumsa tam bir hayata malik olamaz. Böyle bir millet bir ayağı topal, bir kolu çolak, sakat ve alil bir kimse gibidir. Sanatsız kalan bir milletin hayat damarlarından biri kopmuş olur.”  M. K. ATATÜRK
...

Eski Sevgiliye Sitem:-)  ...  (Sonu kötü biten, hüzünlü bir aşk hikayesi ! )

Kadıköy vapurunda müşteri gözleyen seyyar satıcı misali:-) aradım aşkı boğazın iki yakasında durdurak bilmeden ! Ne Avrupa ne de Asya kıtasında rastladım sen gibisine:-)

Bulamadım senden sonra, sen gibi 90 60 90 ebatlarında bir aşk:-) Ne güzel günlerdi o günler:-) Yazları sen akrabalarının yanına giderdin İzmir'e, ben de peşinden gelirdim:-) Tekne kiralar, Ege'nin bütün sahil şeridini dolaşırdık birlikte:-)
Hatırlar mısın bir de sirtaki oynardık farklılık olsun diye Kardak kayalıklarına tekneyi yanaştırıp gecenin bir vaktinde !
Sas komandoları gelirdi de kuzu taklidi yapıp meeelerdik:-) kayaların arkasına gizlenip gitmelerini beklerdik hani ! Nerden bilebilirdik orasının yasak bölge olduğunu:-)
Türk-Yunan krizine sebebiyet verince öğrendik:-)
(BK. Sirtaki : Yunan kültürünün ayrılmaz bir parçası haline gelen dans türüdür. Bizans döneminde İstanbul'da oynanan "Hasapiko" -kasap- dansından doğmuştur.)
Şimdi olsaydın da yanımda, günümüz halk oyunlarından kolbastıyı:-) icra etseydik seninle Karadeniz yaylalarında... Birlikte Türkiye'nin gezmediğimiz yeri kalmış mıydı sanki !

Hatırlar mısın askerdeyken ben, küs olmuştuk:-) seninle bi ara... Mektupların gelmez olmuştu artık ! Asker ocağında özlemden ziyade, üzüntüyü, gamı, kederi tattırmıştın sen bana:-) Yatakhanenin bütün duvarlarına şiirler(dörtlükler) karalamıştım o günlerde, efkardan-üzüntüden!
Denetleme arefesinde yazdığım bu dörtlükler duvarlardan silinemeyince de ceza olarak, binanın hem iç hem dış cephesini boyatmışlardı bana senin yüzünden:-) O günlerde duvarlara yazdığım dörtlükleri unutamadım hala işte bu yüzden:-)
(Merak eden okurlarımız, bahsi geçen dörtlükleri:-) yazımızın sonundaki 'ekler' bölümünden okuyabilirler)

Bak efkarlandım yine...

Eskiden mahallede kaçan kovalanır oynardık seninle:-) Sen kaçar ben ise senin peşinden gelirdim. Uzun koşuşturmalarımız sonucunda acıkır da aşağı mahallenin seyyar kokoreççisi Haldun abiye rastlar kokoreç alırdık hatırlarsan. Sen ancak onyedinci yudumda:-) tuzu az bunun derdin, ben ise hiç bozuntuya vermezdim:-) sen ısrarla tuzsuz bu ya aşkım, herif hiç tuz atmamış derdin de ben dayanamaz (adamın peşinden koşar) kokoreççiden tuzluk isterdim ! Adam, "hem veresiye alıp zıkkımlanıyorsun:-) hem de daha tuzluk mu istiyorsun" deyip kokoreç arabasını sürerdi üzerime de sen gülmekten ölürdün uzaktan bize bakıp... Şimdi ise ben ölüyorum ama gülmekten değil sensizlikten... Hasretim sana bebeğim...

Elele yürüyüp yazın sıcağında, birden elimi bırakıp saçlarımı okşardın:-) Ben kur yaptığını sanırdım ama sen elinin terini silerdin kafama:-) Ben de kışın niye kafamı okşamaz bu kız diye düşünürdüm:-) Çok sonradan anladım:-) Sen hiçbir zaman beni sevmemişsin içten ! Saçımı okşayışların bile yalanmış senin:-)

Herşey artık geride kaldı, mutlu günlerim tarihe kayıt düşüldü o ıssız sokakların parke taşlarına... Arabaların lastik izleri gibi yüreğimi kazıttı sevgime koyduğun fren... Hayatımın akışına çektin el frenini acımasızca:-)

Sana yedirdiğim kokoreçleri helal etmem bu dünyada, yüzüne gözüne dursun:-) Yok yok yarim sana beddua edemem! Helal olsun iyi kazık attın bana da diyemem! E ne diyim ben sana be güzelim:-) Yıllar geçti zaten üzerinden:-) Ama ben unutmadım !

Hala düşünür dururum; kokoreççi Haldun'un oğlunda olup da ben de olmayan neydi diye:-) Bari bir fabrikatörün oğluna kaçsaydın da gülüm, bana attığın kazığa değseydi:-) Bu dünyanın adaleti var mı, seven hep hançerlenirmiş yürekten:-) Yıllardır her duyduğum kokoreç kokusunda:-) sana olan öfkem katlanır:-) sevgimize ihanetin gelir aklıma... 
Boşuna dememişler gülüm; "Aşk ile seven aldanır!" diye...

Son söz olarak; Yüreğinde bir nebze olsun sevgi barındırabilen, güzel insanlara selam olsun...

  İletişim: Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir    Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir     'ALPAY'

 

EKLER: Yazıda bahsi geçen dörtlükler aşağıdadır:-)

Sana çıkan yollara mayın döşemiş olsa da kader,
Yeni bir yol bulur kadere olmam ben heder:-)
Herşeyin çaresi bulunur sen beni hep sev yeter
Senin özlemin, sabah 4 - 6 nöbetine kalkmaktan beter:-)

Bir seviyorum bir sevmiyorum diyerek beni üzüyorsun,
Bir gün telefonla aramasam hemen küsüyorsun:-)
Asker ocağı kızım burası beni tatilde mi biliyorsun:-)
Telefonu kaptırmışım zaten astsubaya sen ne diyorsun:-)
(Not: Asker ocağında cep telefonu kullanımı erlere yasaktır)

Her konuşmamızda ilk sorduğun şey "ne zaman geliyorsun?"
Şafak daha karanlık diyorum sen benle dalga mı geçiyorsun:-)
Çabuk gel yoksa başkasına kaçarım deyip bir de tehdit ediyorsun:-)
Amacın nedir senin:-) yoksa firar etmemi mi istiyorsun:-)

İzne geldiğimde, sen ilgisizdin mantığım buna bir anlam veremiyor
İştimaya çıkan yüreğim bilmem ki seni neden hiç göremiyor:-)
Gönülden mi düştüm yoksa gözden mi buna aklım eremiyor,
Her isteğine artık dilim değil de, gönlüm emredersin diyemiyor:-)

Herşey koptu birden, pamuk ipliğine bağlıymış demek ki sevdamız:-)
Gözden uzak olan gönülden de uzak olurmuş böyle mi olacaktı vedamız
Nedendir bilinmez, birlikte kokoreç yemeye kalmadı artık iştahımız:-)
Bunca üzüntüden sonra bilmem ki, nasıl birleşir bizim kopan sevdamız:-)

                                                                                                                'ALPAY'

Özellikle bayan okurlar için notlar:-)
İştima nedir? Aslı İçtimadır ! içtima: Askerlerin belirli bir alanda toplanmaları demektir. Sabah, öğlen, akşam ve yat içtiması olarak dörde ayrılır. Belirli bir sıraya girilir ve komutan gelip sayı alır.
Şafak karanlık ne anlama gelir? Kişinin askerliğinin bitmesine daha uzunca bir zaman olduğunu belirtmeye yarayan, askerler arasında sıkça kullanılan bir deyimdir:-)

Yasal uyarı: Kirklarelim.net'e ait olan haber ve yazılar kaynak gösterilmeden kullanılamaz...

Bookmark with:

Deli.cio.us    Digg    reddit    Facebook    StumbleUpon    Newsvine
Yorumlar (4)Add Comment
...
Yazan HlyTozlu, Mayıs 04, 2009
Bir okur/un olarak -her iki yazın için de- teşekkür ederim kendi adıma; rahatlattığı için...ve yalnız olmadığım(ız)ı anlayarak soluklandım. "Aşk ile seven aldanır!" özet tanımını da çok yakın buldum kendime ve çok sevdim. Yirmili yaşlarda(sevdiğim için)en çok dizelediğim şiir denemelerimden yazdığım dörtlüklerim geldi usuma...:"Sevmek istiyorum tüm insanları/Herkese yer var/Ama kimse girmek istemiyor/Besbelli ki kapısı çok dar!" ve bir başkası anımsayabildiklerimden; "Bir elim olsa uzanabilen/attıkça varabildiğim ayaklar/bir kıçım olsa/yayıldıkça yayılan/yayılabilen..." Sanırım Orhan Veli'dendi şu çok sevdiğim örnek; "Memur ay başını bekler/geldi...gelecek/Hayırlı evlât babasını bekler/öldü...ölecek/Bense hiç olmayacak bir şey beklerim/sevdi...sevecek."
Sevgiyle uzanan kalemin soluksuz kalmasın.
Kötü kullanımı raporla
eksi oy
artı oy
Oylar: +0
...
Yazan Alper Pınarbaşı, Mayıs 05, 2009
Alpay Bey yine çok önemli konulara değinmişsiniz. Yazdıklarınıza katılmamak mümkün değil gerçekten. Türkiye'de gerçek sanatçı sayısı bir elin parmaklarını geçmez.AB(D) destekli çakma sanatçı ve aydınlarımıza değinmek bile istemiyorum. Aşk konusuna gelince, kadınların ne istediğini kim anlayabilmiş ki biz anlıyalım? Son söz olarak, yeni yazılarınızı bekliyoruz, arayı fazla açmayın.
Kötü kullanımı raporla
eksi oy
artı oy
Oylar: +0
...
Yazan merveeeee, Mayıs 12, 2009
Alpaycm helal ya! aksam aksam koptum resmen eline saglik cok guzel olmuss. connecticut - USA
Kötü kullanımı raporla
eksi oy
artı oy
Oylar: +0
...
Yazan minee, Haziran 03, 2009
süper olmuşsmilies/smiley.gifbu günün sanatçılarını gerçekten çok güzel anlatmışsmilies/smiley.gifkeşke günümüzdeki sanatçılar bülent özcan'ın anlattığı yada yazdığı gibi olsa,işte o zaman sanatçı belli bir anlam kazanırsmilies/smiley.gifALPAY eline,yüreğine sağlık süper olmuşsmilies/smiley.gif smilies/smiley.gif smilies/smiley.gif smilies/smiley.gif
Kötü kullanımı raporla
eksi oy
artı oy
Oylar: +0

Yorum Yazın
quote
bold
italicize
underline
strike
url
image
quote
quote
smile
wink
laugh
grin
angry
sad
shocked
cool
tongue
kiss
cry
eksi not | artı not

busy
Son Güncelleme: Perşembe, 12 Ağustos 2010 11:26
 
Hülya Tozlu'nun yeni yazısı...
Yazarımız Hülya Tozlu'nun yeni yazısı: "Pozitif Düşünelim"... Yaşamda başarı gösterenleri alkışlarız. Sahne sanatçılarından fazlasıyla keyif almışsak eğer hatta ayakta...
Doğum gününde, eserlerini sergiledi !
Karadeniz teknik Üniversitesi Geleneksel Türk El Sanatları bölümü mezunu Leman Güvenkaya, 11 yıl boyunca yaptığı 90 eserini, Kırklareli'nin Lüleburgaz ilçesinde açtığı ilk...
Ünyespor:2 Kırklarelispor:1
MAYIS/2012 - Spor Toto 2'nci Lig Kırmızı Grup'taki temsilcimiz Kırklarelispor, deplasmanda oynadığı maçta,  Ünyespor'a 2 - 1 yenildi...Ünyespor'un cezası nedeniyle Samsun 19 Mayıs...