Üye Girişi
Yazarlarımız

- Pozitif Düşünelim (YENİ)
- 'Su' (MASAL)
- Sihirli Toprak (MASAL)
- Barış Ormanı (MASAL)
- Yaramaz Sıpa (MASAL)
Facebook Fans
| Güzel bir yaza merhaba |
|
|
|
| Hülya Tozlu tarafından yazıldı | |||
| Perşembe, 18 Haziran 2009 02:00 | |||
|
28 Ekim 2008 de Ferhan Şensoy Tiyatrosu’nde bir etkinlik yapılmıştı “İlhan Selçuk Sanat Gecesi” adı altında ve ben de konuşmacıydım o gece. Size bu konuşmamı aktarmak istedim ve öncesi -47 sanatçının görüşleriyle- Yar Yayından çıkan “Yaşasın İlhan Selçuk” adlı kitaptaki yazımı…Hemen ardından –geçmişte çok yayımlanan bir öykümü ekliyorum. Bu öyküyü İslâmcı feminist Konca Kuriş’in (Hizbullahça) kaçırılıp öldürülmesi üzerine –empati kurarak- yazmıştım. Hatta Almanya çıkışlı ve Alm.-Fran.-İsviçre’de de yayımlanan (Haz.2002’de kapandı)Yazın Dergisi’nde de yayımlanmıştı.35 gün işkence sonucu –şehit gitmesin diye-boğularak katledilen bir feminist kadını duyumsamıştım…Hallacı Mansur, III.Selim,Hz.Osman, Hz.Ömer örneği. Dileğim/iz budur ki her günümüz tatil tadında geçsin ülkemizce de dünyaca da… İlhan Selçuk Sanat Gecesi'ndeki konuşmam...
Hülya TOZLU
İLHAN SELÇUK ve VOLTAİRE
Hülya TOZLU - 25 Temmuz 2008 BİR KİTAPTA OKUMUŞTU Beynine göz dikmiş ampulün tek yönlü ışığı gözlerini yakıyordu. Yangının kısa alevleri arasından bantlı gözleriyle görebildiği yüzler, içinde bulunduğu odadan daha karanlıktı. Durmadan açılıp kapanan kısık dudaklar cehennem kusuyordu. O hâlâ tek lâf etmiyordu. Dudakları felç olmuş gibiydi. Koskocaman olan ağzında bir dil var mıydı? Hatırlayamıyordu. Beyninde karıncalar dolaşıyordu. Ne çalışkan hayvanlardı şu karıncalar. Bütün gün… Hiç durmadan…kendi ekmeğinin peşinde koşan emekçiler…az mı beraber olmuştu onlarla…? Yemyeşil kırların bembeyaz papatyaları umut salarken uzayın boşluğuna, çağıl çağıl suların uçurumları aştığı yerde coşarken yüreği, onlar hep önderlik etmişti yanı sıra.Ama birden içini sardıklarını sandı. Dostlarının onu yok etmek istemeyeceklerini biliyordu. Öyleyse neydi tırnak uçlarından damarlarına uzanan; dandiritlerini, nöronlarını lâstikleştiren? Neydi onu kendi karanlıklarında yok etmek isteyen güç?...Yüzüne inen beton yumruk bir balyoz gibiydi karanfil yapraklarını savuran sayrılığıyla. Sağır duvarlardan yansıyan tan yeli tül kanatlı kelebeklerini savurmuştu ansızın. Kanatlarında taşıdıkları gökkuşağının yedi rengini görebiliyordu. Kocaman bir kapıydı yüreğinde açılan aydınlık. Çu Vadisi, Kurday Bölgesi kadar verimliydi. Bu verimden kör kuyular da yararlansın istiyordu. Gördüğü halüsinasyonlar lokal anestezili bir ameliyatı yaşatır gibiydi. Uyuşmuştu, tepkisizdi. Her şey beyninde kilitliydi. Beklenen refleksi vermiyordu. Bir kitapta okumuştu: “Bir insanın kararlarının sorumluluğunu kabul etmesi demek, o kararlar uğruna ölmeye hazır olması demektir.” (1) Diyordu.Karanlığın tükenmeyen gücü yorulmaya başlamıştı. Acı gülüşler, yenilgiye direnişin umutsuz haykırışlarıydı. Üzerinde oturduğu soğuk demire sımsıkı bağlanmıştı. Pöç kemiğinde duyumsadığı dikensi soğuğuna aynı inatla direniyordu. Giderek karnına doğru yürüyen üşümüşlüğünün sancısıyla yavrusunu gördü umutsuz karanlığın kuytusunda. Derken eşini…ve ardı sıra dizili sevdiklerini…Ama hiçbiri izin vermedi çözülmesine. Hümanist bakışlardan süzülen duru yaşlarla ‘Hepimiz bu çabalardan yararlanacak kadar genciz.’ Diyorlardı.Yeniden silkindi güçlü bir dirilişle. Karanlıktaki güç, elektrik şokundan olduğunu sandı…Öfkenin sevinciyle birkaç volt daha şarj etti bedenine. ‘S..ktir!’ 'S..ktir!' 'S..ktir!' Diyordu içindeki ses. Bukowski gibi alaylı, bağırıyordu. ‘Köpekleri yakarsınız siz. Domuzlar. Sadistler…Jan Darc’ı yaktınız. İsa’nın ellerine çivi çaktınız. Oyunuzu savaş için kullandınız. Goldwoter için, Nixon için…Tanrım. Tanrım. NE YAPIYORSUN BANA!?(2) Diyordu. Yücelerin serinliğinden mavi sular indi ayaklarına. İşemişti. Ayaklarına sepilenen gübre, bereket yağmurlarının yumuşaklığıyla yolunan saçlarını yeniden uzattı tavana doğru. ‘Gece tırnak kesilmez.’ Derdi ninesi. Yerde parıldayan kanlı tırnak parçaları derin suların el eden yakamozları gibi göründü. Bütün bu gördükleri kaç bahar geridendi kim bilir? Bel ki de uzayan yeni mevsimlerdi yeniden yaşanası. Ekmek yağmurlarıyla çapaklandı göz kapakları. Kustu, kustu, kustu patlamış kanlı dudaklarının arasından. Kucağına düşen çiğ yüklü güllere baktı. Pırıltılıydı. Canlanan bakışları karanlığı gölgeledi dalgalanarak. Bir öksürük nöbeti tutturdu türküleştirerek. Bir kitapta okumuştu. ‘Açtığımız pencerelerden el bile sallayamıyoruz yardım etmek istediklerimize.’ (3) yazıyordu. Sallamak istedi yine de. Ama bağlanmıştı kolları. Koyuvermiyorlardı karanlığa sarılması için.Ölümse, nasılsa başındaydı; ak ya da kara…Ölümün öte ucunda sarılabilmek var mıydı?...Bilen yoktu. Burnundan çıkabilen soluk gözlerini sıkan enli bantın engelleyemediği nefesi –kitaplardan aldığı güçle- yol bulmuştu. Buğulamıştı ölgün karanlığı.‘Olur mu beyler olur muEvlât babayı vurur muPadişahın has askeriBu dünya size kalır mı?’(4)Bir gitti bir geldi buhar uzun soluklamayla kara duvara. Öyle ki ısınmıştı tüm hacmi bu küçücük dünyanın. Buhar, damla oldu aktı yoz duvarlardan; gölgeleri aydınlattı… Okuduklarından –anımsadıkça- güç aldı.Son bir direnişle titredi yeniden. Yorgun başı sol omzuna yattı. Kara bantın ardında görülemeyen gözleri hâlâ aralıktı. Ve hâlâ umutluydu, bekliyordu. Şimdi, direnişlerin titreşimleri de yok olmuştu. Issızlığın gücünde güçsüz kalmıştı karanlık. Yapayalnız kalmıştı. (1).Doğan Cüceloğlu – Savaşçı s.183 (2).Charles Bukowski – Ölüler Böyle Sever s.125 (3).Feyyaz Kayacan _ Bir Deli Değilin Defterleri s.93 (4).Ali Kemal meram _ Padişah Anaları s.605 Hülya TOZLU
Yasal uyarı: Kirklarelim.net'e ait olan haber ve yazılar kaynak gösterilmeden kullanılamaz...
Favorilere Ekle
Sık Kullanılanlar
E-posta ile Bildir
Okunma: 2265 Yorumlar (2)
![]() Yorum Yazın
|
|||
| Son Güncelleme: Perşembe, 12 Ağustos 2010 11:31 |









