GTranslate

English Bulgarian Chinese (Simplified) French German Italian Japanese Romanian Russian Turkish

Yazarlarımız

Hülya Tozlu

 Yazarın toplam 40 yazısı bulunuyor. Tüm yazılarını görmek için tıklayın. Tüm Yazıları (40)

Facebook Fans

Güzel bir yaza merhaba PDF Yazdır e-Posta
Hülya Tozlu tarafından yazıldı   
Perşembe, 18 Haziran 2009 02:00

Değerli okurlar; şimdiden güzel bir yaz tatili diliyorum. Kötü(lük)leri unutacak güzel bir süreç ama yine de unutulmaması gerekenler usumuzu bırakmayacak hiç kuşkusuz: Sürüp giden Ergenekon zinciri ve din istismarlarının getirdiği olumsuz sonuçlar gibi…Bu dönem için uzun okumalar sunmak istiyorum kendi penceremden.

 

28 Ekim 2008 de Ferhan Şensoy Tiyatrosu’nde bir etkinlik yapılmıştı “İlhan Selçuk Sanat Gecesi” adı altında ve ben de konuşmacıydım o gece. Size bu konuşmamı aktarmak istedim ve öncesi -47 sanatçının görüşleriyle- Yar Yayından çıkan “Yaşasın İlhan Selçuk” adlı kitaptaki yazımı…Hemen ardından –geçmişte çok yayımlanan bir öykümü ekliyorum. Bu öyküyü İslâmcı feminist Konca Kuriş’in (Hizbullahça) kaçırılıp öldürülmesi üzerine –empati kurarak- yazmıştım. Hatta Almanya çıkışlı ve Alm.-Fran.-İsviçre’de de yayımlanan (Haz.2002’de kapandı)Yazın Dergisi’nde de yayımlanmıştı.35 gün işkence sonucu –şehit gitmesin diye-boğularak katledilen bir feminist kadını duyumsamıştım…Hallacı Mansur, III.Selim,Hz.Osman, Hz.Ömer örneği.

Dileğim/iz budur ki her günümüz tatil tadında geçsin ülkemizce de dünyaca da…

İlhan Selçuk Sanat Gecesi'ndeki konuşmam...

"Özlediyseniz fesi, peçeyiAydınlığa yeğliyorsanız karanlık geceyiHâlâ medet umuyorsanızŞıhtan, şeyhten, derviştenŞifa buluyorsanız, muskadan üfürüktenUnutun tüm dediklerimiYıkın diktiğiniz heykellerimi..."En büyük aydınlatmacı yüce ATAmızın dizeleriyle merhaba değerli dostlar... En yakın örneklerimizden değerli İlhan Selçuk da sönmesine izin vermememiz gerekenlerden biri. Benim yaşım kadar bu ülkeye ışık tutma erdemliliğini yurtseverlik saymış bir kalem. Temelde aldığı hukuk eğitimi de onu -insan hakları için- adil olmaya koşullandırmış. Bilgece bir tutumla da -okurunu güldürerek- bilgilendirme yolunu seçip; önceleri mizah ve fıkralarla yola çıkmış. Cumhuriyet ilkeleri çerçevesinde ülkeye dürüst davranılması gereken yolları vurgalaması, yanlışların önüne geçilmesi uyarısında kalem oynatmış. Fikirlere saygı göstermek ille de o fikirleri kabul etmek değildir. Sanıyorum asıl zafiyetimiz de buradan kaynaklanıyor. Herkesin gürültü üretme yarışında olduğu günümüzde aydına "Sen sus!" demek adil olmasa gerek.Sanat ve sanatçı toplum için var. Ak sayfalara düşen kara kalemler beyazın kucağında aydınlatacaksa karalıklar beyazlar. Bu sağaltım bir psikolojik boşalımı gerektirir, düşündürmeye yönlendirir, bireysel öz eleştiriyi komünleştirir. Ama -ne yazık ki- yadsıyamayacağımız güncel; aylarca adalet önüne çıkarılmadan tutuklu tutulan gazetecilerimizin çok olduğu gerçeği... Yakın geçmişte kalemi kırılmak istenenlerden en bilinen biri de Server Tanilli; ama hâlâ dimdik ayakta kalemiyle avazlamakta."Ve işte şuradaDost ve düşmanHerkese ilân ederim kiAyaklarımı bir savaşta kaybettimYine bir savaşta kazanacağım." Ülkemizi çağdaşlaştırmak yerine orta çağa geri sürükleyen düşünce aydınlarımızı yok ediyor. Buna direnecek bir avuç yüreklerin iyi sahiplenilmesi -bana göre- vatani bir görevdir. Elinde silah ülke sınırlarını bekleyen Mehmetçikler ne ise bizler de -en kötüsü- yüreklere düşürülmüş soğuk savaşı ısıtıp buharlaştırmakla yükümlüyüz. Bizler de bu vatanın kültür bekçisi Mehmetçikleriz. Aynı sorumlulukla yaşayan, her düşünebilen Mehmetçik olmak zorundadır. Bu ülkenin tarihine saygı onun cömert sunumuna saygılı duruşlarla gerçekleştirilir. Ama heyhat!..."Kelle fiyatına hürriyet,Esirlik bedava,Bedava yaşıyoruz bedava!..."avazlarıyla yakınıyoruz Orhan Veli gibi... Asıl duamız şu olmalı diye düşünüyorum; Tanrı’ m!...Işıksız bırakma... Aydınlıklara saygılarımla.

Hülya TOZLU

 

İLHAN SELÇUK ve VOLTAİRE

 

Bir ülkenin -ülke değerleri için- sanatçıya; sanatını toplum için konuşturan aydınlatmacıya gereksinim vardır.Türkiyenin çağdaşlaşması ve aynı doğrultuda Atatürkçülüğü savunan bir aydınlatmacı değerimiz de İlhan Selçuk..."Yüzyıl" ın gazetecisi olarak -ülkemizin güncel sorunları kadar- siyaseti; tarihimiz üzerinden de ele alıp edebiyatla sanatı da beraberinde koşutlandırarak -gazetesindeki köşesinden- insanlarımıza ışık tutup sorumlu bir duruş sergilemiştir. İlhan Selçuk "güneşe sırtını dönmeyenler" den biri olmayı vatanseverlik bilip yüreklice ve filozofça savaşmayı seçenlerden...o bu yüzden 12 Mart 1971 ve 12 Eylül 1980 dönemlerinde de gözaltına alınıp işkence görmüş bir (potansiyel !) tutukluydu.Ergenekon denilen son “DİK” olayda Anayurdun İslâmcı sermayenin elinde bir yamaca duruşunu resmettiyse bunu ilk tepkilendirenlerden biri olduysa sonucunda görünen islâmi efsaneye kürek çekenlerin denizini dalgalandırdı kuşkusuz. Türk kanı taşıyıp Türkiyeli olan bu aydınımız güçlü ve sert kimliğiyle savaşırken silah diye kalemini kullanarak vatan bekçiliği yapacaktır elbette. Kendi yorumuyla Descartes'ın ünlü özdeyişi "Düşünüyorum, öyleyse varım." yerine "Düşünüyorum, öyleyse vurun" ironik göndermesini yapan bir gerçekçidir o. Bugün yaşatılan talihsizlikleri ise "Pilâvdan dönenin kaşığı kırılsın." düsturu değil; doğruların ve bu doğrularla "yurtsever kimlik" inin izleğinde olmasındandır. Fransız düşünür Voltaire de –haksızlıklar ve doğrular üzerine- kalem oynattıkça hapis ve dayak olayları yaşamış. Din ve ifade özgürlüklerinin yanı sıra insan hakları konusundaki düşünceleri ve felsefi yazıları ile ünlenmiş.Eserlerinde kilise dogmaları ve dönemin Fransız Müesseselerini yoğun bir üslûpla hicvetmiş. Voltaire adını alıp Fransız aydınlanmasına dahil edilmesi de yine o dönem kaleme aldığı Oedipe piyesiyle olmuş. Bu piyesi Orleans Dükü II.Philippe’yi konu eden bir yazısı üzerine hapsedildiğinde yazmış ve fakat çizgisinden ödün vermese de ülkesini terk edip İngiltere’ye sığınmış. Ancak şansı buradan destek verince yüzü ülkesinden de gülmüş. Diliyoruz ki bizim aydınlarımız da kendi ülkemizin onları kucakladığı günleri -yarattıkları aydınlık günlerde- görebilsinler. Hak ettiği saygıyı son yıllarında yaşayabilen Voltaire’ye karşın İlhan Selçuk’a laik gördüğümüz davranış(ımız); ülkemiz adına utanç verici…Yine Voltaire’in dediği gibi “Beni huzur içinde ölmeye bırakın.” Feryadı İlhan Selçuk’a ettirilmesin. Umarım savaşımının sonundaki haklı zaferini görene dek sağ ve esen yaşasın.Aydınlatmacılardan yana dileğim; fikirler –kelebek örneği- uçuşurken; güneşe dönük yüzlerle borandan korkmayacağımız uzun soluklu geleceklerde el ele...

Hülya TOZLU - 25 Temmuz 2008

BİR KİTAPTA OKUMUŞTU

Beynine göz dikmiş ampulün tek yönlü ışığı gözlerini yakıyordu. Yangının kısa alevleri arasından bantlı gözleriyle görebildiği yüzler, içinde bulunduğu odadan daha karanlıktı. Durmadan açılıp kapanan kısık dudaklar cehennem kusuyordu. O hâlâ tek lâf etmiyordu. Dudakları felç olmuş gibiydi. Koskocaman olan ağzında bir dil var mıydı? Hatırlayamıyordu. Beyninde karıncalar dolaşıyordu. Ne çalışkan hayvanlardı şu karıncalar. Bütün gün… Hiç durmadan…kendi ekmeğinin peşinde koşan emekçiler…az mı beraber olmuştu onlarla…? Yemyeşil kırların bembeyaz papatyaları umut salarken uzayın boşluğuna, çağıl çağıl suların uçurumları aştığı yerde coşarken yüreği, onlar hep önderlik etmişti yanı sıra.Ama birden içini sardıklarını sandı. Dostlarının onu yok etmek istemeyeceklerini biliyordu. Öyleyse neydi tırnak uçlarından damarlarına uzanan; dandiritlerini, nöronlarını lâstikleştiren? Neydi onu kendi karanlıklarında yok etmek isteyen güç?...Yüzüne inen beton yumruk bir balyoz gibiydi karanfil yapraklarını savuran sayrılığıyla. Sağır duvarlardan yansıyan tan yeli tül kanatlı kelebeklerini savurmuştu ansızın. Kanatlarında taşıdıkları gökkuşağının yedi rengini görebiliyordu. Kocaman bir kapıydı yüreğinde açılan aydınlık. Çu Vadisi, Kurday Bölgesi kadar verimliydi. Bu verimden kör kuyular da yararlansın istiyordu. Gördüğü halüsinasyonlar lokal anestezili bir ameliyatı yaşatır gibiydi. Uyuşmuştu, tepkisizdi. Her şey beyninde kilitliydi. Beklenen refleksi vermiyordu. Bir kitapta okumuştu: “Bir insanın kararlarının sorumluluğunu kabul etmesi demek, o kararlar uğruna ölmeye hazır olması demektir.” (1) Diyordu.Karanlığın tükenmeyen gücü yorulmaya başlamıştı. Acı gülüşler, yenilgiye direnişin umutsuz haykırışlarıydı. Üzerinde oturduğu soğuk demire sımsıkı bağlanmıştı. Pöç kemiğinde duyumsadığı dikensi soğuğuna aynı inatla direniyordu. Giderek karnına doğru yürüyen üşümüşlüğünün sancısıyla yavrusunu gördü umutsuz karanlığın kuytusunda. Derken eşini…ve ardı sıra dizili sevdiklerini…Ama hiçbiri izin vermedi çözülmesine. Hümanist bakışlardan süzülen duru yaşlarla ‘Hepimiz bu çabalardan yararlanacak kadar genciz.’ Diyorlardı.Yeniden silkindi güçlü bir dirilişle. Karanlıktaki güç, elektrik şokundan olduğunu sandı…Öfkenin sevinciyle birkaç volt daha şarj etti bedenine. ‘S..ktir!’ 'S..ktir!' 'S..ktir!' Diyordu içindeki ses. Bukowski gibi alaylı, bağırıyordu. ‘Köpekleri yakarsınız siz. Domuzlar. Sadistler…Jan Darc’ı yaktınız. İsa’nın ellerine çivi çaktınız. Oyunuzu savaş için kullandınız. Goldwoter için, Nixon için…Tanrım. Tanrım. NE YAPIYORSUN BANA!?(2) Diyordu. Yücelerin serinliğinden mavi sular indi ayaklarına. İşemişti. Ayaklarına sepilenen gübre, bereket yağmurlarının yumuşaklığıyla yolunan saçlarını yeniden uzattı tavana doğru. ‘Gece tırnak kesilmez.’ Derdi ninesi. Yerde parıldayan kanlı tırnak parçaları derin suların el eden yakamozları gibi göründü. Bütün bu gördükleri kaç bahar geridendi kim bilir? Bel ki de uzayan yeni mevsimlerdi yeniden yaşanası. Ekmek yağmurlarıyla çapaklandı göz kapakları. Kustu, kustu, kustu patlamış kanlı dudaklarının arasından. Kucağına düşen çiğ yüklü güllere baktı. Pırıltılıydı. Canlanan bakışları karanlığı gölgeledi dalgalanarak. Bir öksürük nöbeti tutturdu türküleştirerek. Bir kitapta okumuştu. ‘Açtığımız pencerelerden el bile sallayamıyoruz yardım etmek istediklerimize.’ (3) yazıyordu. Sallamak istedi yine de. Ama bağlanmıştı kolları. Koyuvermiyorlardı karanlığa sarılması için.Ölümse, nasılsa başındaydı; ak ya da kara…Ölümün öte ucunda sarılabilmek var mıydı?...Bilen yoktu. Burnundan çıkabilen soluk gözlerini sıkan enli bantın engelleyemediği nefesi –kitaplardan aldığı güçle- yol bulmuştu. Buğulamıştı ölgün karanlığı.‘Olur mu beyler olur muEvlât babayı vurur muPadişahın has askeriBu dünya size kalır mı?’(4)Bir gitti bir geldi buhar uzun soluklamayla kara duvara. Öyle ki ısınmıştı tüm hacmi bu küçücük dünyanın. Buhar, damla oldu aktı yoz duvarlardan; gölgeleri aydınlattı… Okuduklarından –anımsadıkça- güç aldı.Son bir direnişle titredi yeniden. Yorgun başı sol omzuna yattı. Kara bantın ardında görülemeyen gözleri hâlâ aralıktı. Ve hâlâ umutluydu, bekliyordu. Şimdi, direnişlerin titreşimleri de yok olmuştu. Issızlığın gücünde güçsüz kalmıştı karanlık. Yapayalnız kalmıştı.

(1).Doğan Cüceloğlu – Savaşçı s.183
(2).Charles Bukowski – Ölüler Böyle Sever s.125
(3).Feyyaz Kayacan _ Bir Deli Değilin Defterleri s.93
(4).Ali Kemal meram _ Padişah Anaları s.605

Hülya TOZLU


 

Yasal uyarı: Kirklarelim.net'e ait olan haber ve yazılar kaynak gösterilmeden kullanılamaz...

Bookmark with:

Deli.cio.us    Digg    reddit    Facebook    StumbleUpon    Newsvine
Yorumlar (2)Add Comment
...
Yazan bars65, Temmuz 12, 2009
ben sayin misafir yazar,Hülya Tozlu hanfendinin son yazisi icin yorumlamada bulunmus tum aca niye silinmis bu kayit (bu konu hakkinda bir bilgi rica etsem )
Kötü kullanımı raporla
eksi oy
artı oy
Oylar: +1
...
Yazan Kirklarelim Net - Editör, Ağustos 01, 2009
Sayın kullanıcımız, Sistemdeki bir hatadan ötürü 20 Haziran 7 Temmuz arası tüm haber ve yorumlar malesef silinmiştir... Bu durumdan ötürü tüm kullanıcılarımızdan özür diliyoruz...
Kötü kullanımı raporla
eksi oy
artı oy
Oylar: +2

Yorum Yazın
quote
bold
italicize
underline
strike
url
image
quote
quote
smile
wink
laugh
grin
angry
sad
shocked
cool
tongue
kiss
cry
eksi not | artı not

busy
Son Güncelleme: Perşembe, 12 Ağustos 2010 11:31
 
Hülya Tozlu'nun yeni yazısı...
Yazarımız Hülya Tozlu'nun yeni yazısı: "Pozitif Düşünelim"... Yaşamda başarı gösterenleri alkışlarız. Sahne sanatçılarından fazlasıyla keyif almışsak eğer hatta ayakta...
Doğum gününde, eserlerini sergiledi !
Karadeniz teknik Üniversitesi Geleneksel Türk El Sanatları bölümü mezunu Leman Güvenkaya, 11 yıl boyunca yaptığı 90 eserini, Kırklareli'nin Lüleburgaz ilçesinde açtığı ilk...
Ünyespor:2 Kırklarelispor:1
MAYIS/2012 - Spor Toto 2'nci Lig Kırmızı Grup'taki temsilcimiz Kırklarelispor, deplasmanda oynadığı maçta,  Ünyespor'a 2 - 1 yenildi...Ünyespor'un cezası nedeniyle Samsun 19 Mayıs...