Üye Girişi
Yazarlarımız
Alpay

Yazarın Son Ekledikleri
- Çıkmak ve Cepkolik Gençlik!
- Güvensiz bir dünya algısı !
- Sevgililer Günü ve Tarihi !
- Geçirdiğimiz evrimler ve geldiğimiz nokta!
- Sanatçı Kimdir? Ve Hüzünlü Bir Aşk Hikayesi !
Facebook Fans
| Geçirdiğimiz evrimler ve geldiğimiz nokta! |
|
|
|
| alpay tarafından yazıldı | |||
| Salı, 03 Kasım 2009 00:25 | |||
Geçirdiğimiz evrimler ve geldiğimiz nokta! (İnsan-Toplum psikolojisine dair bir analiz sadece!!!) İç sesimin söyledikleriHayat denilen şu gönül mezbahasında, kırılmış kalplere alçı tutar mı bilinmez ama tedaviye girişilecekse eğer sonradan, niye kırılır hırpalanır gönüller baştan ! Hatadan dönmek de erdemdir ama aklı selim düşünüp hiç üzmemesi birbirini insanoğlunun, en doğru olanı bu değil midir acaba! Aslında herkes kendi kırıklarından bahseder ama kırdıklarını pek düşünmez nedense! Yada işine gelmez düşünmek, bencilliğinden ötürü... Narsist ruh yapısından kaynaklanan zaafiyet midir hep kendimizi öne koymak, yoksa günümüz dünyasının bir gereği midir bu davranış biçimi... "Kimse beni düşünmüyor, ben de kimseyi düşünmem" diyerek başlayan sözde haklı gerekçelerimiz... Herkes bu fikirde olunca otomatikman kimse kimseyi düşünmemeye başlıyor zaten ! "Ben", "Sen", "o" herkes kendini düşünmeye başlayınca, başkasını-başkalarını düşünecek kimse kalıyor mu? İyi insanlarımız, düzenin(bencillik ideolojisinin!) kurbanı oldu Gün geldi kırılganlığımızı da yitirdik ! Acımasızlaştık, özümüzdeki iyi taraflarımızı bastırdık, bencil kişilere dönüştük... Belkide farkına varamadık kendimizdeki değişimin, esen rüzgarlara kapılmıştık anlamadan bir kere... Dünyayı algılamamız bile değişmişti... Yaşıyor muyuz savaşıyor muyuz ayırt edemedik... Hedefe giden yolda herşey mubahtı bizim için ! Hayat zordu ve hayatı zorlaştıran şartlar ve o şartları yaratan da insanoğlu değil, uzaydan gelen uzaylılardı sanki!... Sonra dönem dönem mutsuzluğa düştük yalnız hissettik kendimizi, herşeyden soğumaya başladık! Parayla elde ettiğimiz şeyler bize mutluluk getirmemeye başladı. İnsani taraflarımız baskınlaştı, hayattaki yalnızlığımızın farkına vardık birden... Çünkü dostluklar menfaatlerle kolkolaydı ! Bunu ise dost sandığımız insanlardan yediğimiz darbelerden sonra anladık genelde... Bir musibet bin nasihattan iyimiydi, hafızası balığınki ile yer değiştirmiş insanoğluna ! Tartışılır ! Kişisel krizler, toplumsal krizler, küresel krizler bizi yordu belki de! Çok şeyleri unuttuk yine ! Birşey düşünmemeye meyil ettik ! Bananecilik, duyarsızlık yapıştı üzerimize, böyle olunca da "kimin ağrır o bağırır" deyişi anlamını kuvvetlendirdi toplum denen bu sahnede... Sadece kendimiz için yaşamaya, kendi çıkarlarımızı gözetmeye devam ettik bu sahnenin oyuncuları olarak biz yine! Devrin getirmiş olduğu kolaylıklar, imkanlar gözlerimizi kamaştırmış ruhumuza işlemişti bir kere... Hayat mücadelesi perdesine gizledik yine amaçlarımızı... Nefsimizin insafına -daha doğrusu insafsızlığına- bıraktık kendimizi, aşırı isteklerimize esir düştük ! Bir miydik birlik miydik... Menfaate gelince birler birlik oldu ama toplumsal menfaatlerde birlerin sesleri, birlik olmayınca cılız kaldı... Yitirilen değerlerimizin ardından bakakaldık, atalarımızın ve şehitlerimizin kutsal emanetlerine saygıyı bile, sadece ulusal bayramlarda törenlere katılıp, şiir dinlemekten ibaret gördük... Toplum olarak görevlerimizi bilip, muasır medeniyetler seviyesine ulaştık da haberimiz mi olmadı... Atalarımızdan emanet aldığımız bayrağımızı hangi başarı zirvelerine diktik ! Toplum olarak oyalandırıldık durduk Hedefsiz bırakılan toplumların durumuna düştük biz de... Aptal kutularına bakıp(T.V.ler) gerçekliği tartışılır günü birlik, lüzumsuz, sığ gündemlerle oyalandırıldık durduk... Kısır çekişmelerin kurbanı olduk ! Gençleri de futbol sevdasına kurban verdik! Futbolla yatıp futbolla kalktık ! Dünya futbolunda ağırlığı olmayan bir lig'e sahipken, kendi kendimizi başarılı saydık durduk! Tuttuğumuz takımların gazozuna maçlarıyla avunduk durduk... Bilgisiz fikir sahibi olduk siyaset ve futboldan dem vurduk yıllar yılı... Kendimizi inandırıldıklarımızla avuttuk durduk ! Güçlüyüz dedik, bir Türk dünyaya bedel dedik ama bunu sadece kendimize yutturduk... Herşey laftan ibaretti bizim için ! Güçlü olduğumuz bir nokta varsa o da; olmayan birşeyi var gösterip sonra da ona delice inanma becerisi belkide... Yıllarca mücadele edip, şehitler verdiğimiz terörle mücadelede bile, teröristleri sınırda güllerle karşılayanlara, onları kahraman görenlere ve buna göz yumanlara demokratik tepkimizi hakkıyla gösteremedik millet olarak ! Bizim daha önemli işlerimiz olduğu için; bu görevi de gazilere, şehit yakınları ve ailelerine havale ettik. (Ajanslara düşen haberlere göz gezdirirken sevgili okurlar bu konuda dikkat çeken bir habere rastladım, haber şöyleydi: Niğde'deki 'Teröre Lanet Mitingi’ne katılım beklenenden az oldu. Mitingte söz alan Gazi Ramazan Demir, katılımın yetersizliğine tepki gösterdi. Madalyasını hükümetin değil devletin verdiğini bu nedenle yere atarak saygısızlık yapmayacağını belirten Demir, “100 bin nüfuslu Niğde’de mitinge katılan sadece 250 kişi var. Bize sahip çıkanlara teşekkür ediyorum ama evinde işyerinde bizim sayemizde rahat rahat oturanlar yarın bugünleri arayacak. Ama biz kanımızın son damlasına kadar mücadeleye devam edeceğiz” diye konuştu.(Kaynak: DHA-milliyet.com.tr) Gazimizi-gazilerimizi, bu yalnızlık duygusuna itmeye kimsenin hakkının olmadığını düşünüyorum...) Velhasıl değiştik, başkalaştık, duyarsızlaştık, girdaba kapılan bir tekne gibi savrulduk durduk, kendimizden çok uzaklara sürüklendik ! Belkide alabora olduk ! Uzatmaya gerek yok. Atamızın şu sözüyle yazımızı sonlandırmak yerinde olacaktır sanırım: "Zaferin vasıtası yalnız kılıçtan ibaret kalan bir millet, bir gün girdiği yerden kovulur, terzil edilir; sefil ve perişan olur. Öyle milletlerin sefaleti, perişaniyeti o kadar azim ve elim olur ki kendi memleketinde bile mahkum ve esir kalabilir." -M.K.ATATÜRK Son söz olarak; Yüreğinde bir nebze olsun sevgi barındırabilen, güzel insanlara selam olsun... Yazarın Notu: Suçlamak değil asla, yazdıklarımız birer tespittir katılan katılır, katılmayan bu yazıyı okumakla zaten boşuna oyalanır. Onlara belkide; hiç düşünmeden, birazcık olsun sorgulamadan yaşanılan hayattır kolay gelen... Buna da saygımız vardır elbet... Biz zoru seven dostlarla yine buluşuruz bu gönül sayfasında, vicdani sorumluluklarımızın bilincinde olarak... Hayatı tam ortasından yakalamak için Kirklarelim.Net şehrin buluşma noktasında yeni bir yazıda buluşabilmek dileğiyle... ALPAY İletişim: Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir - Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir
Yasal uyarı: Kirklarelim.net'e ait olan haber ve yazılar kaynak gösterilmeden kullanılamaz... Yorumlar (5)
![]()
...
Yazan admin, Kasım 03, 2009
Eline sağlık Alpay Abi söyleyecek söz bulamıyorum herşey ortada herkes bu yazıdan ders çıkarmalı bence
Kötü kullanımı raporla
eksi oy
artı oy
Oylar: +1
...
Yazan Salih Cebiroğlu (Almanya), Kasım 06, 2009
Alpay beyin tespitlerine katılmamak mümkün değil.Ama unutulmaması gereken bir konuda ülkemizin eğitim seviyesidir.Türkiyede 18 yaş üstü insanların kişi başına okula gitme sene oranı 3.9 yıldır.Bu rakam çalışan nüfüsda 5.9 dur.Yapılan tüm işler, halkın ezici çoğunluğunun eğitim seviyesine göre yapılıyor.Eğitim seviyeleri düşük olanlarda çok çabuk manuple olmaya müsait oldukları için toplumun geneli maalesef anlatıldığı gibi evrim geçiriyor.
Not:Yukarıda verdiğim bilgiler Federal Almanya İstatisdik kurumunun Türkiye hakkında 2004 verileri olduğunu, haftalık bir Alman dergisinde okudum. Saygılarımla. SALİH CEBİROĞLU Kötü kullanımı raporla
eksi oy
artı oy
Oylar: +1
Yorum Yazın
|
|||
| Son Güncelleme: Perşembe, 12 Ağustos 2010 11:25 |




İç sesimin söyledikleri


)
Yüreğiniz ve kaleminiz var olsun.