GTranslate

English Bulgarian Chinese (Simplified) French German Italian Japanese Romanian Russian Turkish

Yazarlarımız

Hülya Tozlu

 Yazarın toplam 40 yazısı bulunuyor. Tüm yazılarını görmek için tıklayın. Tüm Yazıları (40)
Yanık Merhabalar PDF Yazdır e-Posta
Hülya Tozlu tarafından yazıldı   
Salı, 01 Eylül 2009 13:33

"Eylül geldi yine. Sen de döndün şehre. Kararmış renginle. Yazdan kalan neşe."
Çok sevdiğim bir ezgi. Dönemin sanatçıları Alpay, Selçuk Ural, Ömür Göksel'i eskitemeyen benzer değerler. Alpay’ın “Eylülde gel!” ezgisi gibi.

Çok severim Sonbaharı. Eylül en sevdiğim aydır bu yüzden. Onunla başlayan mevsim tüm ılıman güzellikleri taşır. Giysiler ne kalın ne incedir. Hava ne soğuk ne de sıcak. Okullar açılır. Arkadaşlar kavuşur, eğitime devam tetiklemesi başlar. Aileler yaz tatilinin dağınıklığından kurtulup yeniden üç öğün aynı masada toplaşır. Gel-geç dost pikelerin yerini sarmalayan yorganlar alır. Ağaçlar tazelenmeye soyunurken bile güzellik sunar hüznü çağrıştıran. Bayılırım ortalığa saçılan sarı yapraklara. Aslında; ağlanacak hallerimize gülmek gibi, ağlamaktır mutluluğa kimileri. Bana göre yaşamsal canlılık eylülle başlar ve uzun sarılgan bir savaşa yepyeni bir dinamikle soyunmaktır bunun anlamı.

Belki de bu yüzden ilk anneliğimi de Eylülde tattım oğlumla; Tanrı'nın kulunu mutlu etmesi örneklerinden biri...ve kızım da ardı sıra Ekimde doğmuştu. Oğlum doğduğu gün okul açılmıştı (1973) ve bir de bu anlamda kutlanmıştım; "Okula yetişti!" yakıştırmasıyla...
Trakya özlemim uzun yıllardır sürse de -zaman zaman- gelmişliklerim oldu kuşkusuz. Ne var ki asıl Babaeski ve Lüleburgaz özlemimi gideremedim hâlâ ve bir türlü gezip göremediğim Kırklareli...Bu yaz düşüm -minik de olsa- bir Trakya turnesi yapmaktı. Gel gör ki dünyaya gelmeden soran yok; yaşamak faturalı, ona göre ha! İstiyor musun?" Denilmediğinden dünyayı işgâl hakkı ödeme zorunluluklarımızın önceliği engel adım atmamıza...umarım gerçekleşir bu dileğim yine de ve ille de.

Yaz durgundu ve en çok da bu nedenden ve fakat neredeyse alıştığımız yangınlardan. Artık moda(!) oldu ve eklentileriyle beraber; gönül yangınları şehitlerimizle, katledilenlerimizle… Toplum ruh sağlığı oksijensiz kalınca krizlerimiz çoğaldı giderek.
Tur programım çoktan hazır. Kırklareli, Kıyı köy, Babaeski, Lüleburgaz, Tekirdağ, Çorlu ve Şile'yle Çerkezköy öncelikli içeriyor.
Babaeski’deki evimiz Eker Sinemasına yakındı. Hâlâ duruyor mu; yoksa yerinde kim bilir nasıl da büyük bir kültür merkezi yer almış/tır bilmiyorum…?
Liseye başladığım 60'lı yılların sonlarında arkadaşlarımızla partiler düzenleyip eğlendiğimiz bir mekândı aynı zamanda. Ya da Meydandaki Subay Gazinosunun lokâlinde eğlenirdik. Aramızda gider parası toplardık harçlıklarımızdan pasta-gazoz için. Lise orkestrası eşliğinde dans ederdik babalarımızın mesai bitimi dönmeleri sürecine kadar. Öylesine kardeştik ki ilk ön şart herkesin herkesle dansetmesi koşuluydu eş ayırt etmeksizin. Yüreklerimizin çarptıkları da bu önceliğe sahip olamazdı. Hele Lüleburgaz her yerden ünlüydü daha görkemli bu partileriyle. O dönemler sinema oyuncusu Murat Soydan da (oralı sanıyorum) orada tanınır barınırdı ve gururlanırdık bundan ötürü.

Ailece eğlenceler yazın açık sinemalardı. Akşam yemeklerinin üzerine şehir içi geziye çıkılır, sinema önlerinden geçerek afişler incelenir ve seçilen film izlenmeye gidilirdi. Turlarken -İstiklâl Marşımıza- saygı duruşu kadar ezan sesinde de -müzik kesen parklar gibi- yürümeyi kesip durarak dinlemek terbiyesiyle beslendik.
Gündüzleri ya üzüm bağlarında turlardık, ya harman yerlerine gider, ya da elektrik santralını gezip; demiryolunu incelerdik kendimizce. Her nerede evlenecek kız varsa -müze örneği herkese açık- çeyizini görmeye giderdik. Altın takıları bile sunma açıktı hırsızlığın-korkmanın ya da olası kaygıların varlığından habersiz. O zaman pastalar, börek vs. tatlılar ve hatta güveç yemeklerimiz için bile gözlere komşulara açık ekmek fırınına götürürdük pişirilsin diye . Bütün bunlar için kaygı olmadığından elektronik cihazlar-teknoloji fitnelemeleri de yoktu. Ya da dediği gibi Köroğlu’nun; "Tüfek icat oldu, mertlik bozuldu." ünlü demecesine göre teknoloji mi üretti kötülükleri. Oysa Halk Eğitim Merkezleri vardı ve en yakın çevremizdekiler sahne alır her türlü yeteneğiyle eğitsel eğlence sunardı ailelere. Rahmetli İsmail Dümbüllü'yü de Muzaffer Hepgüler'i, Nejat Uygur'u da ilk oradeyken izlemiştim.
Minnet duygusuyla yetiştirildiğimiz için, bu emeklerin sunumundan nasiplenmek şansını bugün daha iyi anlayabiliyor ve saygılı olma ilkemden asla ödün vermiyorum. Sorumluluğunu taşıdığım sınav sonucum için bile oruç adayıp sıcak yaz başlangıcında hemen yerine getirmiştim bayılma sınırına kadar. Sosyal ve dinsel saygılarla insanlara dost olmak erdemini kazandım bu güzel geçmişlerimiz sayesinde. Okul dönüşü iki arkadaş bir öğretmenimizden yakınacak olsak; rahmetli babam uyarırdı "Dedikodu yapmayın, çok ayıp. Öğretmeninizle açıkça konuşup tartışarak çözün sorununuzu." Diyerek sustururdu.
Bir keresinde evimize konuk olan ev sahibi hanım; biz de yanlarındayken annemle sır paylaşmak adına söyleşecek olduğunda -bizlere bakıp- anlık susunca üvey annemin övünçle; "Asla lâf taşımayı bilmezler." demesinden bugün bile gururlanırım.
Günümüzde bu özellikleri saklayanlar en çok da yozlaşmaya açık olmayan bölgeler; Kırklareli örneği demek istiyorum köşe yazarı Hatice Kunt'a bakarak. Onu site sayesinde kazanmanın sevinciyle geldiğimde kucaklaşacağım bir değer/im(n)iz olarak görüyorum. Kuşkusuz öncelik müzenizi, görülesi yerlerinizi ve hatta kimi köylerinizi görmeyi arzuluyorum.
Bu yaz kazancım; son iki yıldır çalıştığım öyküyü tamamlamak oldu ve ilettim Berfin Bahar Dergisine. Yanı sıra başladığım yeni çalışmam Oğuz Tansel araştırma yazımı sürdürüyorum edebiyatçı üslubumla ayrımsal çizgide. Oğuz Tansel bir Halk Bilimci ve ozan.
Derler ya "Bugün Allah için ne yaptın?" Allah üreteni sevdiğine göre...her defasında sorarım kendime uykuya çekilmeden önce; "Bugün kayda değer ne yaptım?" Diye ve bu iç huzuruyla uyuyabilirim ancak öncelik kendime saygı duyabilmek adına.

Hepin(m)ize huzur veren üretkenlikler diliyorum.
Sağlıklı güzel buluşmalar umuduyla esen kalın şimdilik...

Hülya TOZLU


 

Yasal uyarı: Kirklarelim.net'e ait olan haber ve yazılar kaynak gösterilmeden kullanılamaz...

Bookmark with:

Deli.cio.us    Digg    reddit    Facebook    StumbleUpon    Newsvine
Yorumlar (2)Add Comment
...
Yazan Kutsii, Eylül 02, 2009
Yazınızı severek okudum gerçekten sizin döneminizi yaşamasamda yaşamış gibi oluyorum. Bende Kırklareli'ne küçük yaşlarda hasret kalmıştım bayramlarda, yaz tatillerinde tatiller bitmesin diye dua ederdim smilies/smiley.gif Bence teknolojinin daha çok insanların sosyalleşmesini sağlamasının yanı sira artıları olduğu kadar eksileride olasıdır.Özlemini duyduğunuz herşeye kavuşmanız dileğiyle...
Kötü kullanımı raporla
eksi oy
artı oy
Oylar: +4
...
Yazan ERDİNÇ EMECAN, Kasım 09, 2009
YAŞAMINIZIN İLK YILLARINDAKİ BU TERTEMİZ,MASUM KESİTİ HEYECANLA OKUDUM,ÇOK TA BEĞENDİM,NOSTALJİ GÖRDÜM,SEVGİ GÖRDÜM,SADELİK GÖRDÜM,O YILLARI AZ DA OLSA BENDE YAKALAYABİLDİM,ESKİYİ ÖZLEMLE YAD ETTİM,İSMAİL DÜMBÜLLÜ,MUZAFFER HEPGÜLER VE TÜRK TİYATROSUNUN DUAYENİ NEJAT UYGUR'U DA TANIMAK SİZİN ADINIZA ŞEREF VERİCİ MÜSTESNA BİR AYRICALIK.
ALLAH SİZE UZUN ÖMÜRLER BAHŞETSİN.
SAYGI VE SEVGİLERİMLE.
Kötü kullanımı raporla
eksi oy
artı oy
Oylar: +2

Yorum Yazın
quote
bold
italicize
underline
strike
url
image
quote
quote
smile
wink
laugh
grin
angry
sad
shocked
cool
tongue
kiss
cry
eksi not | artı not

busy
Son Güncelleme: Perşembe, 12 Ağustos 2010 11:31