Üye Girişi
Yazarlarımız

- Oku, oku.. Budur, sonu!
- Ruhların çırpınışı
- Siyasi irade(sizlik)
- Ben bir küçük karıncayım...
- Kendinize bir iyilik yapın
| Memleket arayan bir kuş |
|
|
|
| Ferdi Kurtbayram tarafından yazıldı | |||
| Salı, 05 Ağustos 2008 19:24 | |||
|
Bu uçmayı yeni öğrenen bir kuşun hikâyesidir; Sonsuz yeşilliğin ortasında, uçsuz bucaksız ovaların uzandığı bir doğa kartpostalı getirin gözlerinizin önüne… İşte böyle bir yerde başlıyor hikayemiz. Annesinin her türlü uyarılarına rağmen dış dünyayı merak ederek bir gün gizlice bu cenneti terk eden ve kendisine bir memleket arayan küçük kuş ise hikâyedeki kahramanımız… Kanatlarını zar zor çırpmaya çalışan ama çırptıkça acemiliğini yenerek mavi gökyüzünü mesken tutan küçük kuşun görüş alanına bir çiftlik giriyor. Çiftliğin çitine konan kahramanımız, susuzluğunu gidermek için etrafına bakınıyor, belki bir su birikintisine rastlar diye… O esnada kendisini yaklaşık 10 metre uzaklıktan takip eden gözleri hiç fark etmiyor bile. Elinde sapanı ile küçük bir çocuk, lastiği omzuna kadar geriyor ve çakıl taşını hızla küçük kuşa fırlatıyor. Tam göğsüne doğru gelen taşı birkaç salise önce fark etmesine rağmen, taştan kaçamıyor… Aldığı darbe ile az önce aradığı ama bulamadığı, oysa çitin hemen dibinde yer alan su birikintisine düşüyor. İronik; Az önce aradığı suyu şimdi içecek hali bile yok kuşun… Çünkü şu anda ölümle mücadele etmek zorunda. Göğsü parçalanmış gibi ağrıyor… Gözleri etrafı zar zor seçebiliyor. Ancak gördüğü kadarıyla, az önce onu vuran küçük çocuk gülümseyerek hemen başının dibinde ona bakıyor. Kuş hissediyor, yaşayacak… *** Kendisini bir kafesin içerisinde buluyor… Özgürce uçtuğu gökyüzünün hemen önünde parmaklıklar var artık. Sadece kendisi değil, ruhu da hapis… Kuş her geçen gün dışarıdaki hayatını daha da çok özlüyor. Kuş, çiftlikte sadece kendisini taşla vuran çocuğun küçük erkek kardeşini seviyor. Çünkü kafesten elini bir tek o içeriye sokup, küçük kuşu okşuyor. Yine bir gün küçük kardeş kahramanımızı okşarken, kafesin kapısını açıyor ve elinin daha rahat içeri girmesini sağlıyor. Bunu fırsat bilen kuş ilk önce küçük kardeşin elinin üstüne, oradan da kafesin dışına çıkarak, pencere kenarına konuyor. Ve küçük çocuğun şaşkın bakışları arasında tekrar mavi gökyüzüne kavuşuyor. Küçük kuş mutluluk ve özgürlüğün getirdiği muhteşem haz ile soluksuz uçuyor… Bir ormanda soluklanmaya karar veren kahramanımız, kendisini bekleyen tehlikeden habersiz, ince bir dala konuyor. Yine her şey bir anda gelişiyor; İlk olarak daha önce sesini hiç duymadığı çok şiddetli bir gürültü, hemen ardından ise başının üzerinden geçen demir parçaları… Ama o parçalardan bir tanesi sağ gözüne saplanınca yine “acı” denen o ızdıraba yenik düşüyor. Köpek havlamaları arasında bilinci bir gidip, bir gelen kahramanımız bu kez vazgeçmeye niyetli değil… Var gücüyle kanatlarını çırpıyor ve tüfeği ile bir el daha ateş eden avcının saçmalarından bu kez yara almadan havalanıyor. *** “Bu insanların nesi var?” Küçük kuşun kafasındaki tek düşünce bu… Sonunda yüksek yüksek binaların gökyüzünü adeta delmeye çalıştığı bir şehre geliyor. Ama bu şehrin diğerlerinden farklı olduğunu hemen hissediyor. Çünkü aşağıdan çok değişik sesler yankılanıyor… İnsanlar çığlık atıyor… Ne olduğunu anlayabilmek için biraz daha alçalıyor kahramanımız… Ve gördükleri karşısında dehşete düşüyor. Küçük kuş bir tankın üzerine konuyor ve olanları izliyor. Bir kadın ölü çocuğunu ellerine almış hıçkıra hıçkıra ağlıyor… Her yer asker cesetleri ile dolu… Asker cesetlerinin arasında gezinen birçok üzgün insan görüyor küçük kuş… Hepsi ağlıyor… Hepsi “acı” çekiyor. Cesetlerin üzerlerinde gezinen kargalar tarafından fark edilen küçük kuş oradan hızla uzaklaşacağı esnada insan cesetleri arasında bir kuş cesedine gözü çarpıyor. “Hayır” diyor küçük kuş... “Bu olamaz.” Hızlıca annesinin cansız bedeninin yanı başına konuyor… Annesinin cesedi başında, ağlamaya başlayan kahramanımız, evini terk ettikten sonra onu aramaya çıkan, ama insanların anlam veremediği “şiddet” eylemlerine yenik düşen annesi için tek gözünden yaşların süzülmesine izin veriyor. Arkasından yaklaşan karga sürüsünü umursamadan tek bir şeyi düşünmeye başlıyor tekrar “Bu insanların nesi var?” Sahi, neyimiz var bizim? Daha ne kadar birbirimizi öldürmekten zevk alacağız?
Favorilere Ekle
Sık Kullanılanlar
E-posta ile Bildir
Okunma: 2303 Yorumlar (0)
![]() Yorum Yazın
|
|||
| Son Güncelleme: Salı, 05 Ağustos 2008 19:28 |




