Üye Girişi
Yazarlarımız

- Oku, oku.. Budur, sonu!
- Ruhların çırpınışı
- Siyasi irade(sizlik)
- Ben bir küçük karıncayım...
- Kendinize bir iyilik yapın
| Popüler kültürün, önlenemeyen yükselişi |
|
|
|
| Ferdi tarafından yazıldı | |||
| Çarşamba, 10 Aralık 2008 22:56 | |||
|
Bu ülkenin bir genci olarak endişelerimi sizinle paylaşmak istiyorum; Ulusal medyanın ipleri popüler kültüre bağlı olunca, iplerin ucundaki bizler de yaşam tarzımızı kendi kendimize kurduğumuzu sanıyoruz… Televizyonu açtığımız zaman karşımıza gelen kareler, satın alacağımız giysiyi, arabayı, yiyeceği, hatta dinleyeceğiniz müzik türünü bile belirleyebiliyor. Müzik sadece “ruhun gıdası” değil artık bu devirde… “O sanatçının giydiği elbiseden bende de var…”, “O’nun kullandığı arabayı aldım…”, “Reklâmlarında oynadığı çikolatayı çok seviyorum…” “Özenti”, kıskançlığın kardeşi gibidir. Kendinize ekol olarak gördüğünüz kişinin hayatını yaşayınca mutlu olduğunu zannedersiniz… Sonra bir bakmışsınız, kendinize ait özellikler, sizi siz yapan karakteriniz yok olmuş, gitmiş… *** Hedefteki kitle; gençler… Yani bu ülkenin geleceği… Elbette gençlik döneminde atılan her adım bir öncekinden daha “usta” hale gelebiliyor. Ancak geçmişte atılan “acemi” adımların insanın önündeki hayatı belirleyici nitelik taşıması “her adımımı acemice atarım, sonra ustalaşırım” lüksünü getiremiyor maalesef… Gençlik döneminde yaşanan o hızlı hayat, “gençsin, elbette yaşayacaksın” düşüncesinin ardına saklansa da, popülerizmin doğurduğu sonuçlar madalyonun öteki yüzünü acı bir şekilde gösteriyor. Şiddet içerikli bilgisayar oyunlarından tutun da, yanlış arkadaş seçimlerine, filmlerden TV dizilerine, programlara, kitaplara, dergilere kadar birçok popüler kültür nesnesi, birbirine bağlı bir zincirin halkalarını oluşturuyorlar. En acısı da, bu zincire sarılı insanlar, mutlu olduklarını sanarak hayatlarına devam ediyorlar. İşte bu kişilik kaybı ve “başkalaşma”, aynı kişiye özenen, aynı yaşam tarzını benimseyen ve elbette aynı popüler kültürden beslenen kişilerin sokaklarda bir örnek gezmesine sebep oluyor. Dışarı çıktığınız zaman etrafınıza bakın… Özellikle genç kitleye… Giyim tarzlarına… Yürüyüşlerine… Davranışlarına… Bir fark göremeyeceksiniz… Ve ne demek istediğimi, daha iyi anlayacaksınız… *** İsterseniz böyle biri yaratabiliriz… İlk önce kendimize lise çağına yeni gelmiş bir genç buluyoruz. Daha sonra bu evrelerden geçmiş olan birkaç arkadaşını yanına serpiştiriyoruz. Popüler kültür şırıngaları ile beyine empoze edilen bilgilerin ardından, onu bir giyim mağazasına götürüyor, en iyi markaların, en son model giysileri ile süslüyoruz… Ama giysilerin bedellerini kredi kartına taksitlere bölüyoruz ki, giysinin bir başka modeli çıktığı zaman yine mağazaya gelsin, yine harcama yapsın… Saçlarını da son model yaptıktan sonra, “pop”üler müzik, sinema, kitap ile kurbanımızı iyice yoğuruyoruz… Evet… İşte 21. Yüzyıl’a ait bir genç, yaşamını sürdürmeye hazır hale geldi… *** “Bütün ümidim, gençliktedir.” (Mustafa Kemal ATATÜRK) Yorumlar (1)
![]() Yorum Yazın
|






Kendi sıradan penceremden baktığımda açılım tablosu da şu bana göre; açlığın ya da olanaksızlığın tetiklediği göçler sonucu mega kentlerde aile bireylerinin istem dışı kopukluğu. İpini bırakırsan her biri bir bilinmeze kaçan üyelerin boşlukta yer bulamayışı. İşte emperyalist amaç ve işte bu dalgada savrulan insan modeli yakınılan gençlik...kişileri sorumlu tutmaya içim el vermiyor bir türlü. İnsanız..çocuğuz, genciz ve pek tabi en güzelliklere yakışırız ama bunu farklı amaçlara yönelten kol irademizden daha güçlü çıkarsa presleşir, yozlaşır, yok oluruz. Aslolan kültür değerlerimizi nesillere taşımakta. Öz değerlerimizle besleyip büyütürsek ki bu da toprak değerlerimiz için örgütlenmeyi gerektirir; Atatürk'ün çizdiği yolu korumuş oluruz.
Güzel yüreğinize teşekkür ediyorum değerli genç(imiz).